Toplumda kadın olmak psikolojisi

0
22

Toplumsal hayat, kendi içerisinde birçok farklı kimlik barındırmaktadır. Kadın ve erkeğin de kendine has özellikleri, toplumsal hayatın içerisinde belli ve belirgin bir konumu, toplumsal işleyişe katkı sağlaması ile birlikte belli başlı sorumlulukları vardır. Bu noktada bahsetmemiz gereken bir kavram var: Toplumsal cinsiyet.

Toplumsal Cinsiyet Nedir?

Toplumsal cinsiyet, kadın ve erkeklerin beklentilerini, değerlerini, imajlarını, davranışlarını, inanç sistemlerini ve rollerini tanımlayan fikirlerin sosyal yapılanmasıdır. Sadece kadın ve erkek arasındaki değil, her gruptaki güç ilişkilerini ağır biçimde etkiler; bu da birçok sosyal probleme neden olur. Farklı kültürlerin toplumsal cinsiyet hakkında, kadın ve erkek için neyin uygun olduğu ve neyin olması gerektiği üzerine farklı fikirleri vardır. Geleneksel bakış açısında kadının ve erkeğin rolleri net bir şekilde belirlenmiştir. Henüz çocukluk yaşlarında başlayan bu rol dağılımı ömür boyu devam ediyor ve erkeklerin fakat özellikle de kadınların üzerinde büyük bir stres yaratıyor. Kız çocuklarından “nazik, yumuşak başlı, duyarlı, evcimen ve bağımlı, başka bir deyişle pasif” olmaları beklenir. Bununla birlikte toplumca yumuşak başlı olunması öğretilen kız çocuğu, ilerleyen yıllarda da bu tutumunu sürdürmelidir. Peki, kadınların farklı toplumsal rolleri nelerdir ve bu roller kadının psikolojisini nasıl etkiler?

Toplumdaki Anne Rolü

Çoğu toplumda “anne” kavramı kutsal ve her kadının erişmesi gereken bir konum olarak görülmüştür. Şüphesizdir ki anne olmak, çocuk sahibi olmak isteyen birisi için çok güzel bir deneyimdir. Fakat unutulmamalıdır ki, her kadın anne olmak istemeyebilir (veya istese de olamayabilir), bu zorunluluk değildir ve bu, onun kadınlığından bir şey eksiltmez veya anne olan kadınlardan daha düşük bir konuma koymaz.

Kadınlara yöneltilen bu beklenti onları strese sokabilmekte ve kronikleştiği durumlarda depresyonla sonuçlanabilmektedir. İşin aslı şudur ki, her kadın anne olmak zorunda değildir ve toplumun bu yöndeki baskıları yersizdir. Eğer siz de üstünüzde bu tür bir baskı hissediyorsanız unutmayın ki vücudunuz ve hayatınız sizin ve anne olup olmama kararı size kalmış bir durumdur.

Toplumdaki Eş Rolü

 Kadınlara biçilen bir diğer rol ise, eş rolüdür. Bir kadın, vakti geldiğinde evlenmeli ve eşine iyi bir eş olmalıdır. İlk anda çok kapalı ve geleneksel bir düşünce gibi görünse de durup düşünürseniz bunun ne kadar doğru olduğunu fark edeceksiniz. Kadınlardan genelde beklenen yol şu şekildedir: Üniversiteye git, mümkünse sonrasında yüksek lisans yap, ama bu ikisinin ortasında herhangi bir yerde evlen. Bu noktada kadının hayalleri ve gelecekten beklentileri ikinci sıraya düşüyor. Tabi ki toplumun her kesiminde bu şekilde işlemiyor olabilir fakat genel tabloya bakıldığında durum bu şekilde ne yazık ki. Ne de olsa, kimse “evde kalmış” olarak etiketlenmek istemez.

Diyelim ki, evlendiniz ve eşinizle mutlusunuz. Maalesef cinsiyet rolleri burada da etkisini gösteriyor. Bir eş olarak yemek yapmak, evi toplamak, varsa çocukla ilgilenmek sizden beklenen başlıca görevler. Buna bir de iş hayatı eklenince kadınlar üzerlerine taşıyabileceklerinden fazla yük almış oluyorlar ve bu da stres ve kaygı bozukluklarını tetikleyen en önemli etkenlerden biridir.

Bu Stresi Önlemek İçin Ne Yapılabilir?

Öncelikle, bir kadın olarak size biçilen cinsiyet rollerinden sizin sorumlu olmadığınızı fark etmelisiniz. Yukarıda bahsettiğimiz beklentilerin hiçbirini karşılamak zorunda değilsiniz ve bazı sorumluluklar kadınlar kadar erkekler tarafından da yerine getirilmelidir.

Kendinizi kalıplara sokup şekillendirmek yerine cinsiyet kimliğinizi bir kenara bırakıp öz kimliğinize (nasıl bir insan olduğunuz, neleri sevip sevmediğiniz…) odaklanmanız size yardımcı olacaktır. Hepimiz, yansıttığımız cinsiyet kimliğimizden önce insanız ve kim olduğumuzu belirlemede dikkat etmemiz gereken en önemli husus bu.

Kadından herkesin beklentisi bu kadar fazlayken, “Çocuğuma mı yetişeyim, yemek mi yapayım, iş raporlarımı mı tamamlayayım?” şeklinde yoğun stres içeren cümleleri çok sık duyarız. Kadın eşten, çocuktan, anne-babadan, toplumdan gelen farklı beklentiler arasında sıkışmakta ve bunları tamamlamak için çabalamaktadır. Çoğunlukla kendisine ayırdığı vakit hiç yok diyebileceğimiz kadar azdır. Buna fırsat vermemeli ve unutmamalısınız ki bu beklentilerin tam olarak karşılanabilmesi çok zor ve kendinizden çalıp harcadığınız geçip giden zamanın geri dönüşü yok.

Sonuç olarak kendimizi ve çevremizi toplumsal cinsiyet bilinci eğitimi konusunda eğitmeli, çocuklara ise bu bilinç küçük yaşlarda kazandırılmaya başlanmalıdır. Bireyler kalıplara sokup şekillendirilmemelidir. Sizden beklenenleri öncelikle siz kendinize görev olarak almamalısınız ki çevrenizdeki insanlar da bunları size yüklemekten vazgeçsin. Yoğun stres yaratan bu süreçleri siz de yaşıyorsanız, unutmayın ki sizlere destek olmak için Levent/Etiler’deki ofisimizdeyiz. İhtiyaç duyduğunuz noktada arayıp randevu almaktan çekinmeyin.

 

 

Sibel Deniz Toledo
Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümünden 2002 yılında mezun olmuştur. Ticaret Üniversitesi’nde Uygulamalı Psikoloji Yüksek Lisansı yapmıştır. 2 yıl Gestalt Terapisi eğitimi almıştır. İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nde Psikodrama Eğitimi almaktadır. Bu eğitim kapsamında Bireysel Psikodrama eğitimini tamamlamıştır. Yetişkinlerle çalışmaktadır. 3 yıl boyunca özel bir huzurevinde yaşlılar ve aileleri ile çalışmıştır. Ailelere yaşlı ebeveyn ile yaşam konusunda Psikolojik destek vermektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here