Herkes ‘sosyal’ ve ‘fobi’ hatta ileri gidecek olursak ‘sosyal fobi’’ laflarını çevresinden duymuştur. Peki, nedir bu ‘sosyallik, sosyal ortam; fobi’. Terminolojik bağlamda olmasa da hepimiz gündelik hayatta bu sözcüklerin ne anlama geldiğini tabi ki biliyoruz. Buna rağmen kısa bir tanım yapacak olursa sosyal ortam; en az iki kişinin işin içinde olduğu sözlü veya sözsüz bir etkileşimin gerçekleştiği bağlamdır. Fobi ise herhangi bir durum veya nesneden aşırı, sürekli duyulan korku ve endişedir.

Peki, iki malumun ilanını yaptığımıza göre ‘sosyal fobi’ nedir?

Amerikan Psikiyatri Birliği’nin DSM-5’de yapmış olduğu tanıma göre: ‘TOPLUMSAL KAYGI BOZUKLUĞU; Kişinin başkalarınca değerlendirilebilecek olduğu bir ya da birden çok toplumsal durumda belirgin korku ya da kaygı duyması. Kişi, olumsuz olarak değerlendirilecek bir biçimde davranmaktan ya da kaygı duyduğuna ilişkin belirtiler göstermekten korkar…’

Farkında olunmasa da veya durumu sosyal fobi ile bağdaştıramasa da bu durum çoğu kişide olabilir. Hatta bazen o kadar fark edilmez olur ki kayaların altına saklanan yılan gibidir. Fırsat kollar ve içinizde sizi tahrip eder. Ve bu durum psikolojik rahatsızlıklarda en revaçta olanıdır. Her 100 üniversite öğrencisinden 40’ı bu rahatsızlıkla mücadele eder.

Tabikide hepimiz belirli bir durumdan endişe-korku duyabiliriz. Bu belirli bir aşamaya kadar gayet normal ve içgüdüseldir. Bazı durumlarda bu korku sizi motive bile edebilir. Bunu sosyal fobi olarak adlandırmanıza sebep olan ise kaçınmanın eşlik etmesi ve bu korku-endişenin dozajıdır. Yıllar yıllar önce Paracelsus’un da dediği gibi ‘Zehir dozdadır.’. Bu endişeniz ve korkunuz gündelik hayatınıza ne kadar balta vurmaya, sizi bazı şeylerden alıkoymaya başlamışsa ve sürekli ise nur topu gibi bir sosyal fobiniz var demektir. Somut bir örnekle anlatmak gerekirse; sınıfta sunum yapmak veya hocanızın söz vermesiyle konuşmak sizde karşı konulamaz bir endişe uyandırır. Bu durumun gerçekleşmemesi için kafanızı masanızdan bile kaldıramazsınız. Daha kötüsü ilerleyen zamanlarda (ki SF üzerine yoğunlaşılmazsa daha zapt edilemez hale gelir) okulu dahi gidemezsiniz. Ya da yoğun endişeye rağmen buna katlanmak zorunda kalırsınız. Daha toplumsal ve sık rastlanan bir örnek vermek gerekirse; yeni aldığınız, hiç giymediğiniz bir ürünü değiştirmek size ölüm gelir. Bu gibi durumlar sosyal fobinin en büyük belirteçlerindendir. Çoğu zaman bu endişenizin ve korkunuzun aşırı ve mantıksız olduğunu bilseniz de elinizden bir şey gelmeyebilir.

Sosyal Fobi TV kanalımız ile daha önce cevapladığımız birçok soruya Youtube videolarımızdan ulaşabilirsiniz.

Bu durum sürekli kendini eleştiren, yargılayan, kendisinden her zaman en iyisini bekleyen ve asla yetinemeyen mükemmeliyetçi kişilerde olur. Çoğu çocukken de çekingendir. Çevreleri ve ebeveynleri tarafından aşağılanmış ve ceza bombardımanlarına tutulmuşlardır. Kişinin travma olarak gördüğü sosyal yaşantılarda buna sebebiyet vermiş olabilir. Mükemmeliyetçi ebeveyne sahip kişiler ise altın madenleridir. En yakın zamanda yardım alınmazsa kendi kendini besler ve büyütür.

Sosyal fobisi olan birey sürekli başkaları tarafından yargılanacağını, mahcup ve rezil hissedeceğini düşünür. Bu durum öyle bir hal alır ki başkalarıyla iletişim kurmaktan kişi kaçınır veya yüksek korku ve endişeye rağmen buna katlanır. Kendisinin aptal, zayıf ve tuhaf görüneceği üzerine endişe duyar. Kafasında sürekli eziklik, yetersizlik, beğenilmeme, mükemmel olma, kusursuz işler yapma, herkesin beğenisini kazanma ve bunları yaparken de hiçbirini belli etmeme, endişesini saklama durumu söz konusudur. Bu endişeyi ve korkuyu gizlemek amacıyla toplum içinde konuşmaktan, etkileşim kurmaktan sürekli kaçınırlar. Başkalarının yanında bir şeyler yemek ve içmek hatta yazı yazmak onlara zulüm gelir.

Bunlara eşlik eden fizyolojik belirtiler ise kişiyi ciddi düzeyde rahatsız eder. Bunlar; yüz kızarması, terleme, kalp çarpıntısı, nefes kontrolü sorunları, mide spazmları, kas spazmları, titreme ve ağız kuruluğu gibi durumlardır.

         Peki, siz ne yapmalısınız ve biz ne yapabiliriz? Sosyal fobinin tedavisi mümkün mü?

Öncelikle bu rahatsızlığın sizi rahatsız ve huzursuz hissettirdiğini kendinize itiraf etmelisiniz. Yani kabullenmelisiniz. Dürüst olun, ne kaybedebilirsiniz ki? Şunu da unutmayın ki hakkınızı aramanız, kendinize güvenmeniz, sağlıklı iletişim kurmanız efendiliğinizden bir şey kaybettirmez. Karakterinizi sağlamlaştırır. Bu rahatsızlığı gördüğünüzde bir uzmana danışmanız hayatınızı daha yaşanabilir bir hale getirebilir.

Biz ne yapabiliriz; Tabi burada ne kadar konu hakkında bilgi versek de danışan görüşmeleri iki boyutludur; süreç ve içerik. İçerik, sizin bize verdiğiniz buradan öğrendiklerinizle süzgeçten geçirdiğiniz bilgilerdir. Süreç ise aramızdaki ilişkidir. Bu bize daha sağlıklı ve altın değerinde bilgiler sunar. Davranışlarınız söylediklerinizden daha açık fikirler verir.

Lütfen çekinmeyin sizinle iletişim kurmak bizi de mutlu edecektir. Yaşamınızın değerini bilin. İyi günler…

 Naçizane öneriler

* Mükemmel olmaya çalışma. Neysen o ol!

* Kimseyi kendinden üstte veya altta görme.

* Kendini günah keçisi olarak görme.

* Detaylara takılma.

* Anı yaşamayı bil! ( Rezil olsan ne olur olmasan ne olur. Her şey o ana ait. Yapmaktan kaçındığın her şey kaybın oluyor.)

* Korkularını motive olmak için kullan.

‘‘Alfred Hitchkook: Her zaman iyi olmak zorunda değilim, iyi olmam gerektiğinde iyi olayım yeter.’’

1) Sosyal fobinin utangaçlıktan farkı ne?

Utangaçlık hayatınız boyunca birkaç şeye karşı oluşan durumdur. Sosyal fobi ise birçok şeyi kapsar. Daha sürekli ve yoğundur.

 2) Mükemmeliyetçiliğin bize hep iyi olduğu söylendi, siz ise şimdi kötü olduğunu söylüyorsunuz?

Mükemmeliyetçiliğin iki boyutu vardır; patolojik ve patolojik olmayan. Patolojik olanda müthiş bir doyumsuzluk vardır. Kişi ne yaparsa yapsın kendi ruhunu doyuramaz ve hep mutsuz kalır. Patolojik olmayanda ise ‘sağlık olsun’ demeyi bilir.