Aile içi şiddet

Şiddeti inceleyebilmemiz için öncelikle şiddetin tam olarak anlamını anlamamız gerekir. Toplumumuzda çoğunlukla şiddet sadece fiziksel olarak tanımlanıyor. Fakat şiddet sadece fiziksel acıya sebep olacak bir davranış değildir. Şiddet bir bireyin fiziksel, cinsel, duygusal, psikolojik, ekonomik yönden zarar görmesine sebep olacak davranışlardır. Birey zarar görmese bile bireyin zarar görmesine yönelik davranışlar da şiddet olarak adlandırılır.

Fiziksel şiddet nedir?

Bir bireyin bedenine zarar verecek her türlü davranıştır. Duygusal ya da psikolojik şiddet ise sözlü yoldan yapılır. Hakaret etmek, aşağılamak, tehdit etmek, kişiyi kötü hissettirmek, küfür etmek, birinin özgürlüğünü kısıtlamak vb davranışlar sözlü şiddet olarak adlandırılır. Cinsel şiddet bir kadının ya da erkeğin isteği dışında cinsel ilişkiye zorlanması, cinsel içerikli laf amak, cinsel organlara zarar vermek gibi davranışlardır. Ekonomik şiddet ise bireyi çalışmaya zorlamak ya da çalışmasına engel olmak, kişinin gelirine el koymak, az para vermek ya da hiç vermemek gibi davranışlardır.

Peki şiddet hangi nedenlerden dolayı uygulanmaktadır?

Paranoid bozukluk, alkol ve madde kullanımı, dürtü bozukluğu, narsistik kişilik bozuklukları ya da şizofreni aile içi şiddete sebep olan faktörlerden bazılarıdır. Şiddet öğrenilmiş bir davranıştır. Şiddete maruz kalmış bir kişi şiddet uygulamaya şiddete maruz kalmamış bir kişiye kıyasla daha fazla meyillidir. Bunun dışında toplumda dolaşan söylemler de toplumdaki bireyleri şiddete yönlendirebilir. Örneğin “kızını dövmeyen dizini döver” şeklindeki söylemler toplumda bir değer yargısı yaratır. Eğitimsizlik, iletişim problemleri, namus ve ahlak anlayışı da şiddete yol açan diğer sebeplerdir. Kendisini ifade edemeyen birey, sorunu şiddetle çözmeye yönelir. Namus ve ahlak algıları altında bireyler kendilerinde şiddet kullanma hakkını bulabiliyorlar.

Aile içi şiddet en çok duyduğumuz ve gündemden düşmeyen konulardan biridir. Aile içerisinde erkeğin eşine ve çocuklarına uyguladığı şiddet pek çok kez gündem konusu olmuştur. Toplumun “kocası değil mi? Hem döver hem sever” algısı, aile içi gerçekleşen şiddeti haklı kılmaya yöneliktir. Fakat hangi sebeple olursa olsun kimsenin kimseye şiddet uygulama hakkı yoktur. Maalesef bu algı toplumumuza bir türlü oturamamıştır. Eşler arası şiddete sebep olan en önemli konular kıskançlık, alınganlık, dürtüsellik, gerçekçi olmayan beklentiler, eşin davranışını kontrol etme isteği gibi nedenlerdir. Aile içi şiddet en çok kadına karşı gerçekleşir fakat çocuklar da kadınlar kadar şiddet görme riskindedir.

Aile içi şiddet çocukların psikolojilerini son derece etkileyebiliyor. Şiddete maruz kalan çocuklarda güven problemleri yaşanabiliyor. Kendilerine en yakın anne ve babadan şiddet gördüklerinde diğer insanlara güvenmede sorun yaşıyorlar. Psikolojik ya da fiziksel şiddete maruz kalan çocuklar ileride bu tür davranışları kendi ailelerinde sergileyebiliyorlar. Aile içi gerçekleşen şiddet sadece o aileyi değil, ileride o ailedeki çocukların kuracakları aileleri de etkiliyor. Daha iyi bir toplum için bunun önlenmesi son derece önem taşımaktadır.

Bu sorunla mücale etmek için bir çok kurum ve kuruluş çalışmaktadır. Öncelikle toplumdaki bireylerin şiddete karşı sahip oldukları algıları ve alışkanlıklarından kurtulmaları için toplumsal çalışmalar, reklamlar ve kampanyalar düzenleniyor. Çocuklara şiddetin ne olduğu ve ne zaman nereye ihbar etmeleri gerektiği öğretiliyor. Çoğu kadın, sonuçlarından korktuğu için şiddete maruz kaldığını ihbar etmekten ya da başkaları ile paylaşmaktan çekiniyor. Bu sorunla mücadele etmek için, toplum olarak birlikte çalışmamız gerekiyor. Eğer daha iyi bir toplum ve gelecek istiyorsak bunun için hepimizin emek vermesi gerekiyor.