Hep daha fazlasını istemek

Hep daha fazlasını istemek insan doğasının bir getirisi olsa da son zamanlarda sık sık yaşadığımız, çevremizde tanık olduğumuz asla yeterli hissetmeme, olduğu yerde mutlu olamama, daha fazlası için kendini hırpalama gibi durumlar hemen hemen hepimizin yaşadığı temel bir sorun haline geldi. Daha iyisini istemek tabiki en doğal hakkımız ancak bunun içinde kaybolurken yaşadığımız anın, yerin kıymetini ve önemini gözden kaçırır olduk. Daha iyisi için savaşmak, çoğunluğa göre daha hırslı olmak başlangıçta olumlu sonuçlara yol açsa da hayatın genelinde bize memnuniyetsizlik olarak geri dönüş yapıyor. Sürekli kendimizle yarışır halde olmak, saatlerimizi ve günlerimizi bu uğurda harcamak bazen hayatı ıskalamaya yol açıyor. En iyisine ulaşmak, bir varış noktası değil, belki de içinde bulunduğumuz istasyona alıcı bir gözle tekrar bakmak olabilir mi?

Peki daha fazla istemenin ve bu uğurda kendini hırpalamanın bize zarar verdiğini ilk ne zaman fark ettik? İlk fitili kim ateşledi, böyle hissetmemize sebep olan şey neydi?

Hepimizin gün içinde defalarca girip kontrol ettiği, kimi insanların bir uzvu haline gelen sosyal medya bizi bu durum içine ucundan kıyısından itelemiş olabilir mi? Sosyal medyada gördüğümüz, inşa ettiğimiz o mükemmel hayatların yaşandığı profillerden elimizi telefondan çekip kendi hayatımıza döndüğümüzde aynada kendi yansımamıza baktığımızda, yaşadığımız hayal kırıklığı, üzüntü gibi duyguların sebebi nedir?

Sosyal medyanın her geçen gün hayatımıza daha da dahil olmasıyla hatta kimi zaman tamamen merkezinde yer almasıyla hayattan beklentilerimiz, isteklerimiz, hayallerimiz değişti. Olduğumuz yerden memnun olamayan, daha iyisine sahip olmak adına kendimizi hırpaladığımız bir dönemde yaşar olduk. Daha iyi bir işe sahip olmak, daha fazla maaş almak, en iyi düğünü yapmak, en iyi anne olmak vb gibi en’lerin yaşandığı sanal bir dünya her an elimizin altında oluverdi. Her ne kadar bu en iyi hallerini sergileyen sanal bedenler, kimi zaman bize bir motivasyon kaynağı gibi gözükse de çoğunlukla içimizdeki kıyaslama dürtüsünü ateşledi.  Hep daha iyisini istemek, olağan bir durum haline dönüştü. Hep daha fazla istemek, en doğal hakkımız ancak kendimize verebilecek zararı en aza indirgemek adına sınırı aşmamak gerekiyor. Sınırı aşmak mükemmeliyetçi olmaya, huzursuz ve mutsuz olmaya, sürekli kaygılarla yaşamaya neden oluyor.

Bu histen uzaklaşmak adına neler yapabiliriz peki?

  • Anın kıymetini bilmeliyiz:

Öncelikle sahip olduğumuz anın kıymetini ve değerini anlayarak işe başlamalıyız. Zaman çok hızlı ilerleyen, içindeyken çok da vakıf olamadığımız bir sürat teknesi adeta. Bu nedenle öncelikle “anın” değerini anlamak önem taşıyor.

  • Sahip olduklarımızın farkına varmalıyız:

Sahip olduğumuz şeylere tekrar bir göz geçirmek bir diğer önemli adım. İlk sıraya en önemli madde olan sağlığı koyabiliriz. Sağlıklı olduğumuzu ve bunun bir şükür sebebi olduğunu sık sık kendimize hatırlatabiliriz.

  • Yakınlarımızdan gördüğümüz sevgiye duyarlı olmalıyız:

Ailemiz ya da aile gibi gördüğümüz yakınlarımızın etrafımızda olduğu, bize karşı sundukları sevgi ve hoşgörüyü de unutmamalıyız.

  • Kendimizi sevmeliyiz:

Bunların yanı sıra kendimizi sevmek en önemli adımı oluşturuyor. Kendini sevmek, kuvvetli ve zayıf yönlerini bilmek ve bunları olduğu gibi kabul edebilmek gerekli. Duygularımız, düşüncelerimiz, yeteneklerimiz, kendimizi zayıf gördüğümüz alanlar hepsi aslında bizi biz yapan şeyler. Farklı özelliklerimizin bizi oluşturan yapı taşları olduğunu unutmamalı, çoğunluğa uyum sağlama, onlarla bir rekabet içerisinde olmaktan vazgeçmeliyiz.

Hep daha fazlası için çabalıyorum, günlerim böylee geçiyor, kendimi oldukça yoruyorum, sonucunda elde ettiğimle yetinemiyorum ve daha fazlası için çabalamaya devam ediyorum diyorsanız, Etiler/Beşiktaş’ta hizmet veren psikolojik danışmanlık merkezimizde uzman kadromuzla sizlere destek olmak için beklediğimizi unutmayın ve randevu almaktan çekinmeyin.