İkili İlişkilerde İletişim Problemleri ve Sebepleri

İnsanlık tarihinin başlangıcından günümüze kadar gerçekleşmiş ve hala gerçekleşmekte olan tüm gelişmelerde büyük payı olan iletişim, ne yazık ki bazen karşımıza sorunlar çıkarabiliyor. Günümüzde görmezden geldiğimiz,umursamadığımız ya da basitleştirdiğimiz iletişim hatalarımız, ilişkilerin tamamen bozulmasına bile sebep olarak bizleri fazlasıyla etkiliyor aslında… Hem aile yaşantımızda hem de ikili ilişkilerimizde ve arkadaş gruplarımızda en temel beklentilerin karşılanmaması kişide bazı yaralar oluşturur. Bu yaraların iletişim sırasında dile de yansıması kaçınılmaz olabilir. İletişimde yaşanan bu yansıma iletişimsel aksaklıklara ve sonrasında da kopmalara kadar gidebilir.

İkili İlişkilerde İletişim Problemleri

Peki şimdi iletişim probleminin nerede başladığına odaklanalım. İlişkilerimizde çoğunlukla beklediğimiz duygusal yanıtlar vardır. Partnerimizden beklediğimiz bu duygusal yanıtı alamadığımızda iki seçenek vardır; ya duygularımızı bastırırız ya da o yanıtı elde etmek için savaşırız. Bu savaş iletişimde dile; eleştirel, sorumluluk yükleyici, suçlayıcı ve ben merkezci bir tutumda yansıyabilir. Suçluyu belirleme, haklı olduğunu gösterme çabasına girildiğinde ise artık ilişki içerisinde iki taraf oluşur. Oysa ki aşk taraflılık barındırmaz. Aynı yolda yürüme kararı almış iki kişi farklı taraflarda olamaz. İşte ilişki için tehlikeli olabilecek iletişimsizliğin başlangıcı buradadır.

İdeal iletişimin temel kuralı güven alanı yaratmaktır. İletişim alanımız güvenli değilse bizde tetikte olma duygusu uyanır. Bu duygu ise bizleri savunmada kalma veya anlaşılamamanın verdiği duygu ile baş etmeye sevk eder. İlişkide güvenli alan oluşturmak, karşımızdakinin bizi dinlemek ve anlamak için orada olduğunu bilmekle başlar. Bunu sağlamak istiyorsak, iletişim sırasında anlaşılacağımızı ve yargılanmayacağımızı bilmemiz gerekir. Bu güveni sağlayan çiftlerin ayrıca devamlılıkta göstermeleri gerekmektedir.


İkili İlişkilerde İletişim Hataları

İletişim sırasında yapılan temel hatalar genel olarak şöyledir;

1)GEÇMİŞE ODAKLANMAK: Geçmişe odaklanmak geçmişte yaşanmış aslında bakıldığında çözülmüş gibi görünen ancak çözülememiş sorunları tekrar tekrar tartışmayı da beraberinde getirir. Böylece çiftler o an ki asıl sorunlarını ikinci plana atmış olurlar. Bu da aslında çözülememiş sorunlara yeni bir tanesini eklemekten başka bir şey değildir.


2)KÜÇÜMSEMEK, ÖNEMSEMEMEK: Her insanın belirli olarak kullandığı savuma mekanizmaları vardır. Küçümsemek, önemsememek ve görmezden gelmekte bunlardan biridir. Yaşanan herhangi bir olay, durum karşısında düşünceleri, hissedilen duyguları,  verilen tepkileri kendimize göre değerlendirmek durumun partnerimiz üzerinde yarattığı etkiyi tam görememize aynı zamanda da doğru iletişimi sağlayamamıza sebep olur. Elbette partnerler arasında düşünce ve duygu farklılıkları olacaktır fakat empati kurmak anlamayı ve anlaşılmayı kolaylaştırarak konunun aslında bir duyguyu veya düşünceyi karşı tarafa kabul ettirmek olmadığını, sadece partner tarafından anlaşılmak olduğunu gösterecektir.

3) KÜSMEK VE DUVAR ÖRMEK:
İletişimi resmen ortadan kaldırdınız. Şimdi siz de partnerinizde çözülmemiş bir mesele ile başbaşasınız. Ayrıca savunma alanı da bırakmadınız. Size ne kazandıracağını düşünmekle başlayın. Bu durumda bir veya iki tarafta suçluluk duygusu yaşayabilir. Suçluluk duygusu yaşayan biri ise ilişki için yapabileceklerinin tam potansiyelini ortaya koymakta zorlanır. İnsanın doğası gereği kendini güvende hissettiği zaman daha rahat çabalayabileceğini unutmayın.

4)GENELLEME YAPARAK YARGILAMAK, SUÇLAMAK: Genelleme yapmak kişiyi çaresizliğin içine atar. Kendisini yetersiz ve zaten hep böyleymiş gibi görmesine sebep olur. Diğer taraftan yargılama ve suçlama içerikli konuştuğumuzda ise artık karşımızdaki kişinin bizi anlamak için değil, kendini savunmak için dinleyeceğini kabul etmemiz gerekir. Suçlama ve yargılama cümleleri ile karşılaştığımızda ilkel beynimizi aktifleşir. Bu mantıktan kopup  duyguların kontrolü altına girmemize sebep olurken, kızgınlık ve öfke insan üzerinde hakimiyet kurmaya başlar. Böylece olaydan çıkarmamız gereken sonuçlar değişkenlik yaşayabilir. Ancak iletişimin esasında benim ne anladığım değil bana ne anlatıldığı önemlidir.

5) BEYİN OKUMAK: Son olarak büyük bir problem olan beyin okumaya çalışma veya baskasının yerine düşünme diye tabir edebileceğimiz bir davranıştan bahsedebiliriz. Beni artık sevmiyor o yüzden böyle davranıyor, bana kızdı ve cezalandırmak istediği için benimle konuşmuyor vb. karşımızdakinin bizimle ilgili gerçek düşüncelerini bilmeden bilmeye çalışma davranışımız… Aslında günlük hayatımızda sıklıkla başvurduğumuz bu atıflara, ilişkide sağlıklı bir iletişim istiyorsak dur demeliyiz.