Korona Virüsü’nden Korunmak

İçinde bulunduğumuz salgın döneminde, virüsün daha fazla yayılmaması adına okullar tatil edildi, pek çok iş yeri uzaktan çalışmaya geçti. Hatta çok acil olmayan sağlık problemlerinde bile hastaneye gidilmemesi önerilerini duyuyoruz. İnsanların pek çoğu evinde kalarak hem kendileri ve sevdiklerine faydalı bir eylemi gerçekleştirmiş olurken hem de toplumun geri kalanından izole olarak hiçbir rahatsızlık belirtisi göstermeksizin virüs taşıyıcısı iseler diğer insanları tehlikeye atmamış oluyorlar. Aynı zamanda taşıyıcı olabilecek diğer insanlardan da kendilerini.

Bu ortam içinde zaruri haller dışında kendilerini dışarı atmaktan alıkoyamayan insanlara şahit olabiliyoruz. 21 ve 22 Mart, cumartesi ve pazar günlerinde insanların sahillere, parklara akın ettiği, piknik ve mangal yaptıkları, dolaşmaya çıktıkları görüntülere şahit olmuş olabilirsiniz. Bunun yanında bir de yaşı 65 ve üstü olan insanların dışarıya çıkmalarını engellemek için belediyelerin bankları sökmeleri, ücretsiz toplu taşıma kartlarını bir süreliğine askıya almalarını görmüşsünüzdür. Tüm bunların yeterince etki etmemesi sonucu İçişleri Bakanlığı’nın aldığı kararla 65 yaş üstü ve kronik hastalığı olanların sokağa çıkması sınırlandırıldı. Yaşlıların hastalıktan daha şiddetli şekilde etkilenmesi bu kararın alınmasında etkili oldu. Öte yandan gençler de hastalık semptomları daha hafif olsa da, taşıyıcı rolleriyle virüsün yayılmasına sebep olabilirler. Bu durumda herkese sorumluluk düşmekte ve insan temasını minimum seviyeye indirmek gerekmektedir.

Peki, onca uzman uyarısı, resmi bilgilendirmelere ve salgının tüm dünyada yıkıcı etkiler göstermesine karşın neden bazı insanlar duruma aldırış etmemektedir?

Bazı insanlarda İyimserlik önyargısı (optimistic bias) ismi verilen bir bilişsel çarpıtma yaşanabilir. Bu durum, insanların olumsuz olayları başkalarına göre daha az yaşayacaklarına ya da hiç deneyimlemeyeceklerine olan inançlarıdır. Salgın durumunda aldırmazlık eden insanların bir kısmı için bu bilişsel çarpıtmanın devrede olduğunu söyleyebiliriz.  Bir diğer kesim ise, virüsün etkilerini haberlerden görmelerine karşın, kendi yakın çevrelerinde görmemenin vermiş olduğu inkar durumu. İki durum için de yapılabilecek şey sahip olduğumuz verilere ve bu verilerin alanında uzman insanlar tarafından yorumlanışına kulak vermek olacaktır. Hatta salgının başka ülkelerde etkisini daha erken hissettirmiş olmasıyla birlikte ülkemizde gerçekleşme olasılığı olan durumlar hakkında erken önlem alma şansımız varken bu fırsatı kaçırmak tüm topluma zarar verecektir.

Peki ya dışarı çıkmak zorunda olanlar?

Kimsesi olmayan, temel ihtiyaçlarını gidermek için yardıma ihtiyacı olan insanlar için valiliklerin yürüttüğü koordinasyonlar işe yarayacaktır. Bu yardıma ihtiyaç duyan insanların yürütülen çalışmalar hakkında bilgileri olması oldukça önemli. Yaşlıların sokağa çıkmalarındaki bir diğer sebep ise sosyalleşme ihtiyaçları, yalnız kalmaktan çekinmeleri belki de ölüm korkusu bile olabilir. Bu gibi durumlarla başa çıkmak adına insanların tanıdıkları yaşlı aile üyeleriyle gün içinde telefon ile ya da görüntülü şekilde iletişime geçmeleri hem onlara moral verecek hem de yalnız olmadıklarını fark etmeleri sağlayacaktır. Yakınları olmayan yaşlıları ise komşuların ziyaret etmesi –tabi ki fiziksel mesafeyi koruyarak- ya da yine devlet tarafından oluşturulan ekipler ile ziyaretlerin gerçekleştirilmesi faydalı olacaktır. Bu şekilde hem market ihtiyaçları giderilebilir hem de sosyal etkileşim sağlanabilir.

Bir de çalışmak zorunda kalan insanlar. Evde kendilerini izole ederek beklemeleri, karınlarını doyurma imkanı bulamamaları anlamına gelenler dışarı çıkıp işlerini yürütmeye devam ediyor. Her ne kadar dışarıda olan insan sayısı ve satışları düşmüş olsa da. Çünkü dışarı çıkmamak demek onlar için belki de açlık anlamına geliyor. Sokağa çıkma yasağının gündeme gelmesi bu insanlar için yıkıcı bir karar olabilir. Bir yandan salgından korunma telaşı öte yandan temel gereksinimlere ulaşabilme telaşı… Bu durumdaki insanların evde kalmasını sağlamanın tek yolu da devletin alacağı ekonomik destek önlemleri olacaktır. İnsanların maddi kaygı yaşamamaları evde kalmalarını sağlayabilir.

Bazen rasyonel düşünmenin gerçekleşmemesi ile ortaya çıkan aldırmazlık, bazen yalnızlığın getirdiği korku ve kaygı bazen de ev ihtiyaçlarını giderebilme telaşı. Tüm bunlar evde kalmak ya da dışarıda olmak arasında bir seçimi belirleyen durumlar. Fakat biyolojik bir tehlike durumunda kendi yaşamımız ve ülkede hatta dünyadaki herkesin bu salgınla başa çıkabilmesi için fiziksel mesafeyi korumamız şart.