Toplumsal cinsiyet rolleri

Cinsel Kimliğimizin Yapı Taşlarından: Toplumsal Cinsiyet Rolleri

Biz insanlar psiko-bio-sosyal varlıklarız; sadece biyolojik özelliklerimizle değil aynı zamanda psikolojik benliğimiz ve sosyalleşerek öğrendiklerimiz ile hayata katılırız. Bu durum kimliğimizin önemli bir parçası olan cinsel kimliğimiz için de geçerli. Biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet rolleri, cinsel yönelim hepsi bir bütün olarak cinsel kimlik oluşumunu etkiliyor yani biyolojik olarak kadın veya erkek olarak doğmamız cinsel kimliğimizin belirlenmesi için tek unsur değil.

Cinsel kimliğimizin önemli taşlarından biri olan “toplumsal cinsiyet rolleri” nesillerdir kadın ve erkeklere yüklenen gelenek-görenekler, beklentiler sonucunda yapılanmaktadır. Biz insanlar doğduğumuz andan itibaren çevremizi gözlemlemeye başlarız ve nasıl davranmamız gerektiğini zamanla öğreniriz. Öğrendiğimiz şeylerin başında anne-babamızın nasıl davrandığı, onlara nasıl davranıldığı, kadın ve erkek arasındaki ilişki, onların rolleri, duygularını nasıl yansıttıkları yani toplumsal düzende edindikleri roller gelir. Farklı coğrafya ve kültürlerde sosyal hayatta farklılıklar olduğu için kişilere yüklenen roller de farklılık gösterebilir ama genel olarak kabul edilen bazı yaygın yargılar da vardır.

Toplumsal Cinsiyet Rollerimiz Ne Zaman ve Nasıl Oluşmaya Başlar?

Biz daha dünyaya gelmeden toplumsal cinsiyet rollerimiz oluşmaya başlar. Erkek çocuklara mavi, kız çocuklara pembe kıyafetler alınır; odaları ona göre hazırlanır. Aile bireylerinin çocuğa yaklaşımları farklıdır hatta aile içinde kız ya da erkek kardeş olması, küçük ya da büyük olması onun nasıl davranması gerektiğini etkiler. Büyüdükçe yine kız ve erkek çocuklara olan yaklaşımlar değişiklik gösterir. Kızlara oynamaları için bebek, mutfak eşyaları alınır, birlikte evcilik oynanır; çünkü onların ilerideki görevi anne olmak, evi çekip çevirmektir. Erkeklere ise tamircilik oyuncakları, Legolar, arabalar alınır; çünkü erkek ileride baba olacaktır, güç ve zekâ gerektiren işlerde çalışmak ile yükümlülerdir. İzledikleri çizgi filmler ya da aile içinde yaptıkları aktiviteler de zamanla değişiklik gösterir. Yemek hazırlarken kız çocukları anneye yardım eder; erkek çocuk ise baba ile birlik top oynar ya da televizyon izlemeye dalar. Ailesi ile geçirdiği sürede zamanla kız ya da erkek olarak yapması gerekenin ne olduğunu öğrenir ve bu süreç sosyal çevresi genişledikçe devam eder. Okula başladığında arkadaşlarından, onların davranışlarından, giyip çıkardıklarından da zamanla cinsiyetinin getirdiklerini benimser; karşı cinsle kendini ayrıştırmaya başlar.Kendi cinsiyetinden beklenmeyen bir davranış sergilediğinde onaylanmaz ve eleştirilir; böylece zamanla ne kendi cinsiyeti için uygun ne değil öğrenir ve bu bilgileri kendinden sonraki nesillere aktarmaya devam eder.

Toplumun Cinsiyet Rolleri Oluşumundaki Etkisi Nedir?

Toplumsal cinsiyet rolleri sadece dışarıdan algılanabilen; meslek seçimi, aile içi görev, kıyafet tercihi gibi durumları etkilemez. Kişiler zamanla duygularını bile cinsiyetlerine göre nasıl yansıtmaları ya da yansıtmamaları gerektiğini öğrenirler. “Erkekler ağlamaz.” küçüklüğünden beri erkeklerin sıklıkla duyduğu cümlelerden biridir ya da “Kız o duygusaldır, ağlar.” algısı da kadınları ayrıştıran ve davranışlarını etkileyen kalıp düşüncelerdendir. Bu cümleleri ve yakıştırmaları duyarak büyüyen çocuklar ilerde duygularını baskılama ya da duygusal tepkilerini kullanarak etrafını kontrol etme eğilimine girerler ve bu da beraberinde bazı sorunları doğurabilir. Bir başka sorun ise kişi kendinden beklenin aksine davranmak istediğinde ortaya çıkar. Örneğin, insanlar kadın bir pilot gördüğünde şaşırmaktadır; çünkü o ondan beklenenin aksine bir yol çizmiştir ya da ağlayan bir erkek gördüğümüzde şaşırırız, çünkü bu erkeklerde alışık olmadığımız bir davranıştır ve kendinden beklenin aksine davrandığı için çoğunlukla eleştirilir ya da toplumdan dışlanır.

İnsanlar olarak biyolojik cinsiyetimizin yanında hem psikolojik hem sosyal benliğimiz de vardır ve zamanla kimliğimiz bu kavramlar ekseninde oluşur. Kişilerin bu kavramları ve beraberinde getirdikleri rol ve sorumlukları farkında olması büyük önem taşır. Gittikçe değişen, eşitlik kavramının giderek toplum dinamiklerinin merkezine geldiği ve toplumsal cinsiyet rolleri arası farklılıklarının giderek azaldığı dünyamıza ayak uydurmak ve ön yargılardan arınmak daha eşitlikçi bir dünyanın kapılarını aralayacaktır.